Bunları Biliyor muydunuz ?

'EntellektüHell' forumunda BurakƷ5 tarafından 23 Aralık 2011 tarihinde açılan konu

  1. BurakƷ5

    BurakƷ5 Moderator

    Katılım:
    22 Haziran 2008
    Mesaj:
    5,227
    Alınan Beğeniler:
    0
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    Dünyanın neresinde olursan ol, bulunduğun yerde de



    Bunları Biliyor muydunuz ? 1 ,2 ve 3. Sayfalarda devam etmektedir.



    Hayvanlarla ilgili ilginç bilgiler


    NOT: Konuları açabileceğim en uygun yer burasıydı bana göre ilerde ayrı bir bölüm açılırsa oraya taşıya bilirsiniz.



    [​IMG]

    HAYVANLAR ALEMİNE DAİR BİLMEDİĞİMİZ O KADAR ÇOK ŞEY VAR Kİ... iŞTE BUNLARDAN BİR KAÇI;


    BİR DEVEKUŞUNUN GÖZÜ BEYNİNDEN DAHA BÜYÜKTÜR.

    ÇEKİRGELERİN KULAKLARINI HİÇ MERAK ETTİNİZ Mİ? ŞAYET BİR GÜN MERAK EDİP İNCELEMEYE KALKARSANIZKAFASINA BAKMAYIN... ÇÜNKÜ ÇEKİRGELERİN KULAĞI DİZLERİNDEDİR.


    MALUM KUŞLAR ELEKTRİK TELLERİNİ ÇOK SEVER... NEDEN BUNLARI HİÇ ELEKTRİK ÇARPMAZ DİYE DÜŞÜNDÜYSENİZNEDENİNİ SÖYLEYELİM... KUŞLARI ELEKTRİK ÇARPMAZ ÇÜNKÜ ELEKTRİK ONLARIN TÜYÜNDEN GEÇEMEZ...

    SİNEKKUŞLARINI DUYMUŞSUNUZDUR... PEKİ BUNLARIN SANİYE TAM 60 KEZ KANAT ÇIRPTIKLARINI BİLİYOR MUSUNUZ?

    KIRKAYAK'IN ADLARINA İNAT HİÇ BİR TÜRÜNDE KIRK ADET AYAK YOKTUR...PEKİ NERDEN GELMİŞ BU İSİM DERSENİZSANIRIZ SAYMAYI BİLMEYEN BİR ZAT TAKMIŞ BU ADI...


    BİR ÖMRÜ BİR GÜNE SIĞDIRAN KELEBEKLER BAŞLI BAŞINA AYRI BİR ALEMDİR... ONLARA DAİR İLGİNÇ NOT İSE KELEBEKLERİN TAT ALMA DUYUSUNUN AYAKLARINDA OLMASIDIR.

    YAZ AYLARININ BELALISI ŞU SİVRİSİNEKLER VAR YA...
    MEĞER BİZLERİ SOKANLAR SADECE DİŞİLERİYMİŞ... ÜREYEBİLMEK İÇİN İNSAN KANINA İHTİYAÇ DUYDUKLARINDANZORUNLU BİR EYLEM ONLARINKİ... BUNA İHTİYAÇ DUYMAYAN ERKEK SİVRİSİNEKLER ÇİÇEK TOZLARI İLE BESLENİYOR.



    ÇALIŞKANLIKLARI İLE ÜNLÜ KARINCALARA DAİR DE İLGİNÇ BİLGİLER VAR... BİR KOLONİDE ORTALAMA YARIM MİLYON KARINCA VARDIR. GENÇ KARINCALAR YAVRU KARINCALARIN BAKIMINDAN SORUMLUDUR. YAŞLI KARINCALARIN İŞİ İSE YİYECEK BULMAKTIR. ANA KARINCANIN TEK İŞİ İSE YUMURTLAMAKTIR.


    KAZ DEYİP GEÇMEYİN... "V" ŞEKLİNDEKİ UÇUŞLARI İLE HESAP ZEKALARINI ORTAYA KOYARLAR. BU UÇUŞ SAYESİNDE UÇUŞ MENZİLLERİNİ YÜZDE 70 ARTIRIYORLAR. "V" ŞEKLİNDE UÇMALARI ONLARA DAHA AZ ENERJİ İLE UÇACAKLARI HAVA AKIMINI SAĞLIYOR.

    GÖKYÜZÜNÜN EN BÜYÜĞÜ ALBATROS KUŞUDUR... UÇARKEN KANATLARI ARASINDAKİ UZAKLIK TAM 3 METREYİ BULUR... GÖRÜNÜŞÜ İLE BÜYÜLEYİCİDİR. GÖVDESİ EN AĞIR OLAN KUŞ İSE AKBABADIR.



    O DÜNYANIN EN KÜÇÜĞÜ... ANCAK BİR KAŞIĞIN İÇİNE SIĞACAK KADARDIR... İSMİ DE ARIKUŞU'DUR (KOLİBRİ)... GÜNEY AMERİKA'DA YAŞARLAR... BALÖZÜ İLE BESLENİRLER



    EN HIZLI UÇAN KUŞUN HANGİSİ OLDUĞUNU BİLİR MİSİNİZ? SÖYLEYELİM O KUŞ KARTAL'DIR... ÖYLE Kİ FERRARİ YANINDA YAYA KALIR... KARTALLAR ÖZELLİKLE AŞAĞI DOĞRU YAPTIKLARI DALIŞLARDA İNANILMAZ BİR SÜRATE ERİŞİRLER. DALIŞ ESNASINDA SAATTE YAKLAŞIK 322 KM. HIZ YAPARLAR.

     
    En son bir moderatör tarafından düzenlenmiş: 24 Şubat 2012
  2. BurakƷ5

    BurakƷ5 Moderator

    Katılım:
    22 Haziran 2008
    Mesaj:
    5,227
    Alınan Beğeniler:
    0
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    Dünyanın neresinde olursan ol, bulunduğun yerde de



    DÜNYADA KAÇ IRK VAR BİLİYORMUSUNUZ?



    [​IMG]

    Dünyanın farklı bölgelerinde yaşayan, çok sayıda insan ırkı bulunuyor. Irkların birbirinden ayrılmasında ve tanımlanmasında, çeşitli gen sistemleri ve morfolojik özellikler kullanılıyor. Carleton Coon’a göre, insanlar iskelet yapısına göre 5 temel ırka ayrılıyor. Tüm diğer ırkların da, bu ırkların birbiriyle melezleşmesinden ortaya çıktığı kabul ediliyor.

    1. Kafkas ırkı (Caucasoid): Kafkasya, Akdeniz, Kuzey ve Doğu Avrupa, Kuzey Afrika, Anadolu ve Hindistan bölgesini kapsıyor. Karakteristik özellikler arasında düz yüz, yüksek alın, ince dudaklar, dar ve öne çıkık burun, dalgalı saç, yüz ve vücutta yüksek kıl oranı, beyaz-kahverengi arası cilt rengi sayılıyor.

    2. Moğol ırkı (Mongoloid): Çin, Japon, Eskimo, Ainu ve Amerika yerlilerini (kızılderilileri) kapsıyor. Karakteristik özellikler arasında sarı deri rengi, yüz ve vücut kıllarında seyreklik, yuvarlak yüz, çıkık çene kemikleri, az gelişmiş kaş kemerleri, basık burun ve yüz, kısık gözler, şişkin göz kapakları, düz siyah saçlar sayılıyor. Bir diğer belirgin özellik, erkek ve kadınların dış görünüşlerinin, diğer ırklara kıyasla daha fazla birbirine benzemesi.

    3. Kongo ırkı (Congoid): Zencileri ve Afrika pigmelerini (kısa boylu ırkları) kapsıyor. Karakteristik özellikleri çok koyu deri rengi, kıvırcık saçlar, seyrek kıllılık, dar bir baş, ileriye çıkık üst çene, geniş burun, kalın dudaklar, az gelişmiş çene ve dar kalça kemeri.

    4. Capoid ırk: Congoidler dışındaki Afrika ırklarını kapsıyor. Çok uzun boy, kahverengi-siyah arası deri rengi ve özellikle kadınların kalçalarında yüksek oranda yağ toplanmasıyla karakterizeler. Bu ırkın en tipik örneği de Buşmanlar.

    5. Avustralya ırkı (Australoid) : Avustralya başta olmak çevre adalarda yaşayan ırkları kapsıyor. Çok farklı coğrafyalarda yaşamaları nedeniyle ortak özelliklerini saymak diğer ırklara göre daha zor. Ancak, açık deri rengi ve geniş burun, en temel tanımlayıcı özellikleri.
    Türkler Hangi Irktandır?
    Son zamanlarda bazı gazete ve mecmualarda, Türklerin mensup olduğu ırk hakkında bazı yazılar çıktı. Bunların hülâsası şudur:
    “Türkler Sarı Moğol ırkından değil, beyaz aryanî ırkındandır.”
    İlim yolu ile söylenmek istenen ve fakat objektif esaslara istinat etmiyen bu hükümler hakkında düşündüklerimizi ve bugün bilinen şeyleri söylemek istiyoruz:
    1- Bugün insan zümreleri artık renklere göre değil, dillere göre tasnif olunuyor. Eskiden beyaz ırk namı altında toplanan Aryanilerle Samilerin birbirinden çok uzak olduğu, keza eskiden sarı ırktan sayılan Türk ve Moğollarla Çinlilerin hiçbir ırkî yakınlığı olmadığı artık bugün herkes tarafından kabul edilmiştir.
    2- Eskiden Türkler, sarı ırkın Ural – Altay zümresinden sayılır ve bu zümreye, Türkler, Moğollar, Tonguzlar, Finler ve Macarlar sokulurdu. Bugün Fin ve Macarların yakın akrabalığı ispat olunmuş ve hatta Fin, Eston ve Macarlardan mürekkep bir Fin – Ogur teşekkül etmişse de Türk, Moğol ve Tonguzların bunlarla akrabalığı ispat olunamamıştır.
    3- Diğer taraftan Türklerle Moğolların bir asıldan geldiği kat’i suretle ispat olunmuş ve Tonguzların bu zümreye iltihakı için, muvaffakıyetli mesaiye başlanmıştır. Hatta şimdiye kadar sadece Türk sayılan Çuvaşların da Türklükle Moğolluk arasında olduğu anlaşılmıştır.
    4- Türkler ve Moğollarla Aryaniler arasında ise şimdiye kadar hiçbir yakınlık gösterilmemiş ve ispata kalkışılmamıştır.
    IRK NEDİR?

    Irk Tanımı - Antropolojiye göre, aynı anatomik/fiziksel özellikleri (saç ve ten rengi vs. gibi) gösteren insanlar bir 'Irktır'.
    Irk göz önüne alındığında sadece dış fiziksel özellikleri dikkate almak yeterlidir. Fiziksel özellikler ise iki başlık altında toplanmaktadır; cilt rengi, saç rengi, göz rengi, burun ve göz şekli gibi dışarıdan bakınca görülen özellikler ve daha derinlemesine bir inceleme ve bazı aletler gerektiren özellikler.
    Ancak bazen alt ırk grupları (yani uluslar için de) ırk terimi kullanılabilir. Örneğin gerçekte Beyaz Irk grubuna dahil içinde olan Türk milleti için "Türk Irkı" tanımlaması kullanmak gibi.

    Ulus - Ulus, aynı Irksal özellikleri gösteren, aynı dili konuşan, yüzyıllar boyunca aynı tarihi paylaşmış ve benzer kültürel özellikler gösteren bir halk topluluğudur.

    Etnik Grup - Aynı Irk grubuna dahil ancak bağlı olduğu ulusun genelinden farklı bir dili konuşan ve farklı bir kültüre bağlı insanlar bir etnik grup meydana getirirler.

    İnsan ırklarını gerçekçi biçimde ilk sınıflandıran Alman doğa bilgini Friedrich Blumenbach'tır. Blumenbach, insan ırklarını derilerinin rengine ve fiziksel özelliklerine göre beş gruba ayırmıştır:

    1- Beyaz Irk
    2- Siyah ırk
    3- Sarı/Mongoloid Irk
    4- Kahverengi Irk
    5- Amerikalı Kızıl Irk

    Ancak bazı bilimadamları Arapları, Kahverengi ırkların tamamını ve kızılderilileri bir ırk sayarak bu ırkları 'Renkli Irklar' kategorisi altında birleştirerek Irkların sayısını dörde indirdiler.
    Sonuç olarak dünyada 4 büyük ırk vardır:

    1- Beyaz Irk Grubu - Türkler, İtalyanlar, Ruslar vs. gibi açık tenli uluslar.
    2- Siyah Irk Grubu - Bütün Afrikalılar ve bazı Pasifik adalarında yaşayan halklar.
    3- Sarı/Mongoloid Irk Grubu - Çinliler, Japonlar, Kazaklar vs. gibi halklar.
    4- Renkli Irk Grubu - Araplar, Pakistanlılar, Afganlar, Pasifik adaları halklarının çoğu vs..

    Farklı uluslarla bir miktar karışmak tehlikeli değildir, zira aynı ırktan uluslar yaklaşık olarak aynı yeteneklere sahiptir. Ancak farklı Irklar ile karışmak, milletin, hem fiziksel varlığını hem de yaratıcı zekasını tehlikeye atar ve üstün olan ırkın yok olmasıyla sonuçlanır.
    Tıpkı çok zeki birinin zeka özürlü birinden çocuk yapması gibi. Böyle bir durumda, doğacak çocuğun sağlıklı ebeveyni gibi zeki ve başarılı olması beklenemez. Çocuk ya arada bir yerde, ya da tam anlamıyla özürlü olacaktır.
    Üstün ırklar ile aşağı ırkların karışması da aynı sonucu verir.

    Türk Irkı
    Türk Irkı
    Bu haftaki yazımızda, Türkologlar için yıllardır problem olan "Türk ırkı" konusuyla açıklamalara devam ediyoruz. Şimdiye kadar, "hangi ırk Türkleri temsil eder" ya da "Türkler hangi ırktandır" sorularına verilen birbirinden farklı cevaplar, Türk ırkı konusunda karmaşıklığa yol açmıştır. Bununla birlikte, Rasonyi'nin "...ırk tipolojisi, hangi ulusun hangi ırka mensup olduğu sorusuna cevap veremez. Milyonlarca Baltıklı veya Turani fiziksel özellikler taşıyan insanlar bugün kendilerini Rus saymaktadır. Bundan başka, yine günümüzde, milyonlarca Türk taurid, dinarid, Akdeniz ırklarının özelliklerini taşımaktadır. Şurası unutulmamalıdır ki, tarihte ortaya çıkmış kabile ve uluslar, çeşitli ırkların karışımı sonucunda oluşmuşlardır...", şeklindeki açıklamasını dikkate alırsak Türk ırkının saf bir ırk olmayıp bir ırklar karışımı olduğunu iddia edebiliriz. İlk Türklerin hayvanları için verimli otlaklar bulmak amacıyla sık sık göç etmelerini gerektiren kabile ve göçebe tarzı yaşam biçimleri de, bizi, Türklerin tek bir ırk değil çeşitli ırkların temsilcisi olduğu gerçeğini kabullenmeye götürecektir. Bununla birlikte, bu sorunu açıklığa kavuşturmak ve Türk ırkının ortaya çıkışıyla ilgili varsayımların çoğunluğunun Orta Asya bölgesi üzerinde yoğunlaştığı gerçeğinin altını çizmek için, bazı toplumbilimcilerin değişik görüşlerine yer vereceğiz: Lavrater'e göre Türkler, Anadolu özellikleriyle Moğolların bir karışımıdır; Morton'a göre Türkler aslında Moğol ırkına mensuptur fakat Çerkezler, Gürcüler, Yunanlılar ve Araplarla karışarak kendilerine mahsus fiziksel özelliklerini kaybetmişlerdir; Blumenberg'in antropolojik ırk sınıflandırmasına göre Türkler Kafkas ırkına mensuptur; Türk toplumbilimci Yusuf Akçura, Türklerin Turani ırka mensup olduğu varsayımına karşı çıkar ve Hint-Avrupa ırkından olduğu fikrini savunur; Garn, Orta Asya bozkırlarında toplanmış Türk göçebelerinin fiziksel özelliklerini, diğer ırklarla ilişkilerin sonucunda ortaya çıkan değişikliklerle açıklamaya çalışır; Rasonyi'ye göre Türkler, üç ana ırktan biri olan Avrupa ırkına mensuptur. Ve Avrupa ırkının kuzey bölümünde teuto-nordik, dalo-nordik ve doğu Baltık ırkları yer alır; Orta Asya içlerine kadar uzanan orta bölümünde dinarid ve turanid; güney bölümünde ise akdeniz, taurid ve indoid grubu yer alır. Deniker turanid ırkını Türk- tatar olarak adlandırırken, Hudson bu ırka Türki adını verir. Turanid ırkının çoğunluğunu Hunlar, Avarlar, Bulgarlar, Uygurlar, Macarlar, Peçenekler, Kumanlar ve ilk Türk kökenli göçebe toplulukların toplandığı alanlar oluşturur. Yukarıda adı geçen ulusların çoğunluğunun Türk kökenli olması ve ilk kez Orta Asya bozkırlarında Türk kökenli kabileler olarak ortaya çıktıkları gerçeğini gözönüne alarak Türklerin çoğunluğunun Turanid ırka mensup olduğu söylenebilir.
     
  3. BurakƷ5

    BurakƷ5 Moderator

    Katılım:
    22 Haziran 2008
    Mesaj:
    5,227
    Alınan Beğeniler:
    0
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    Dünyanın neresinde olursan ol, bulunduğun yerde de



    Dağınık insanlar daha zekiymiş!

    [​IMG]

    her kıyafetini çıkarttıktan sonra kirli sepetine atmak yerine yatak odasının yerlerine mi fırlatıyor? yemek yapmaya kalktığında mutfak savaştan çıkmışa mı dönüyor? Merak etmeyin her şeyin bir sebebi var.

    Sevgiliniz dağınıksa ona kızmayın çünkü zeki bir insanla birliktesiniz demektir. Uzmanlar zeka seviyesi ile dağınıklık arasında bir ilişki buldu. Buna göre dağınık insanlar daha zeki oluyor. Yapılan bir araştırma dağınık olarak nitelenen kişilerin eğitim seviyelerinin daha yüksek olduğunu ve zor problemleri düzenli kişilere göre daha çabuk çözdükleri anlaşıldı.


     
  4. BurakƷ5

    BurakƷ5 Moderator

    Katılım:
    22 Haziran 2008
    Mesaj:
    5,227
    Alınan Beğeniler:
    0
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    Dünyanın neresinde olursan ol, bulunduğun yerde de

    Dingonun Ahırı Ne Demek ?

    [​IMG]

    Dilimizde dingonun ahırı mı diye kullandığımız bir söz vardır. Hiç merak ettiniz mi bunun ne demek olduğunu?

    Atlı Tramvaylar zamanında, tramvaylar 2 atla çekilirken dik Şişhane yokuşunu çıkabilmek için Azapkapı'dan takviye at alarak yokuşu çıkabilirlermiş.

    Tramvay bu haliyle Taksim e kadar gelir, burada çıkartılan atlar, bu gün Taksim alanının batı kısmındaki sular idaresi maksemi ile Fransız konsolosluğu arasında bir ahırda bir süre dinlendirildikten sonra tramvaya bağlanmadan boş olarak Azapkapı ya götürülürlermiş.

    Taksim deki bu ahırı Dingo adlı bir rum vatandaş işletirmiş. Gün boyu bir sürü atın girip çıkmasından dolayı dilimizdeki '' Burası Dingo' nun ahırı mı giren çıkan belli değil ''sözünün buradan geldiği söylenir.
     
    En son bir moderatör tarafından düzenlenmiş: 23 Aralık 2011
  5. BurakƷ5

    BurakƷ5 Moderator

    Katılım:
    22 Haziran 2008
    Mesaj:
    5,227
    Alınan Beğeniler:
    0
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    Dünyanın neresinde olursan ol, bulunduğun yerde de

    İlginç Bir Tasarruf.

    [​IMG]

    1987 senesinde American Airlines firması üst sınıf yolcu kahvaltı tabağından birer zeytin eksilterek tam tamına 40.000$ kâra geçmiştir.
     
  6. BurakƷ5

    BurakƷ5 Moderator

    Katılım:
    22 Haziran 2008
    Mesaj:
    5,227
    Alınan Beğeniler:
    0
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    Dünyanın neresinde olursan ol, bulunduğun yerde de

    Yapılan bir araştırma, güzel kadınların sağlığa zararlı olabileceğini gösterdi.



    [​IMG]
    Güzel kadın gören erkeklerin, önemli miktarda kortizol hormonu salgıladığını öne süren araştırma, hormonun ömür kısalttığını da vurguladı
    Hollanda'da yapılan araştırma, güzel bir kadınla sadece beş dakika yalnız kalmanın, erkeklerin vücudunda stres hormonu olarak bilinen kortizol seviyesini arttırdığını öne sürdü. Valencia Üniversitesi'ndeki bilim adamlarının yaptığı araştırma çerçevesinde, 84 erkek öğrencinin her birinden; biri kadın, diğeri erkek, iki yabancıyla birlikte, bir odada sudoku çözmeleri istendi.

    BAŞ BAŞA KALINCA

    Deney sırasında yabancı kadın odadan çıktığında, katılımcı öğrencinin kortizol seviyeleri artmazken, yabancı erkek çıktığında kortizol seviyesinin yükseldiği gözlendi. Bu yükselişin özellikle söz konusu yabancı kadının 'güzel' olduğuna inanan erkeklerde daha fazla olduğu belirlendi.

    ŞEKERİ DE ARTIRIYOR!

    Vücutta fiziksel ya da psikolojik stres altında üretilen kortizol hormonu seviyelerinin yüksek seyrinin, kalp ve şeker hastalıklarıyla yüksek tansiyon ve iktidarsızlığı artırabileceğine işaret edildi. Böbrek üstü bezinin kabuk bölgesinde üretilen kortizol hormonu, vücudun strese gösterdiği tepkiyle birlikte artabiliyor. Kan basıncını ve şekerini artırıyor, kadınlarda kısırlığa bile neden olabiliyor. Bağışıklık sistemini baskılıyor. Türk bilim adamları, araştırma verilerinin pratik gözlemleri ile uyuştuğunu vurguluyor. Özellikle erkeklerin güzel kadına karşı salgıladıkları kortizol hormonunun kalplerini yorduğuna dikkat çekiyor.

    KORTİZOL HORMONU NE İŞE YARAR?

    Kortizol hormonu vücuda gelen herhangi bir zararlı etken karşısında vücudun savunma mekanizmalarını harekete geçiriyor. Fakat vücutta yüksek miktarda kortizol bulunduğunda, bu etki tamamen tersine dönüyor ve organizma kendi savunma önlemlerini geri çekiyor. Yüksek dozdaki kortizolün savunmayı yok edici bu özelliğinden, bazı hastalıkların tedavisinde yararlanılıyor.

    DOKTORLAR NE DEDİ?

    Sınavda da aynı stres yaşanıyor!
    Prof. Dr. Tuncay Özgünen / Çukurova Üni. Tıp Fakültesi Fizyoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi

    Kortizol hormonu çok sık salgılanırsa, öldürmez ama ortalama yaşam süresini kısaltır. Bu da damarların devamlı olarak kasılmasından kaynaklanır. Güzel bir kadın görünce yaşanan stres, sınava girdiğiniz zamanki stresle aynıdır. Bir kişinin size ilgisi olduğunu göz bebeklerinden anlayabilirsiniz. Göz bebekleri büyürse size ilgisi var demektir. Göz bebekleri, adrenalin hormonu etkisi altındadır. Kadın ve erkeğin tabu halinde olduğu ilkel toplumlarda beğenmek, çok büyük stresti.

    Güzel kadın alarm gibidir!
    Prof. Dr. Ziya Mocan / Ümraniye Eğitim Araştırma Hastanesi Endokrinoloji Bölüm Başkanı

    Kortizol harmonunun çok fazla salgılanması kalbi yorar. Bu hormon, vücutta bir alarm durumu yaratır. Güzel bir kadın da bir alarm olarak sayılabilir. Bu hormon, çarpıntı yapabilir, tansiyonu yükseltir, kalp krizi riskine yol açar, dikkati artırır, terlemeye yol açar, kan kaslara doğru gider. İnsan, savunma veya saldırma pozisyonuna geçebilir. Yemek yeme duygusu o alarm durumunda ortadan kaybolabilir. Ancak kişi sakinleştikten sonra acıktığını hisseder.

    MODERN TIP NAZARI KABUL ETTİ!


    Halk arasında 'nazar' olarak bilinen kötü enerji kavramını Reem Nöroloji Merkezi kurucusu Dr. Mehmet Yavuz anlattı. Nazarı, hayranlık ve aşırı beğenmenin de etkisiyle gözlerden yayılan ışınların meydana getirdiğini söyleyen Yavuz, renkli gözlü insanlarda nazarın daha fazla olduğunu söyledi.

    MAVİ BONCUK TAKIN!

    Biyoenerji ile çeşitli hastalıkların tedavi edildiğini ya da edilmeye çalışıldığını da belirten Yavuz, "Biyoenerji gerçeğini artık yavaş yavaş modern tıp da kabul etmeye başladı. Şurası bir gerçek ki, vücuttan henüz ne olduğunu anlayamadığımız bir enerji yayılıyor. Bu olgudan hareketle bugün nazarı reddeden bilim adamlarının daha ihtiyatlı davranmaları gerekiyor" diye konuşuyor. Bir anda baş gösteren yorgunluğun sebebini nazar olarak tanımlayan Yavuz, "Nazardan korunmak için kullanılan mavi boncuğun paratoner vazifesi yaparak, gözlerden yayılan zarar verici ışınları emdiğini düşünüyoruz" diyor.

     
  7. BurakƷ5

    BurakƷ5 Moderator

    Katılım:
    22 Haziran 2008
    Mesaj:
    5,227
    Alınan Beğeniler:
    0
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    Dünyanın neresinde olursan ol, bulunduğun yerde de

    Dinlediğimizde Sesimiz Bize Neden Farklı Gelir ?


    [​IMG]

    İnsan teybe kaydedilmiş kendi sesini dinlerken hayli şaşırır. Hatta o sesin kendisine ait olmadığını bile söyleyebilir. Halbuki bir başkasının sesi teypten dinlenirken normal konuşma sesi ile bir fark duyulmaz.

    Ses havada gözle görülmeyen dalgalar halinde yayılır. Bu dalgalar kulağımıza girip orta kulağımızdaki kemikleri titreştirdiklerinde beyne giden sinyaller vasıtasıyla o sesi duymuş oluruz.

    İnsanın kendi sesi kendisi için özeldir. Sizin dışınızdaki herkes sesinizi sizin duyduğunuzdan daha farklı duyarlar. Çünkü onlar sizin ağzınızdan çıkıp havada ilerleyip kulaklarına gelen sesi duyarlar ama siz kendi sesinizi iki farklı yoldan işitirsiniz.

    Bir taraftan ağzınızdan çıkan ses havada yol alıp diğer insanlara ulaştığı gibi kendi kulağınıza ulaşır. Diğer taraftan da başın içinden kemiklerden kaslardan geçerek içerden kulaklarınıza ulaşır. Beyin bu iki farklı yerden gelen bilgileri birleştirir ve siz kendi sesinizi duyarsınız.

    İnsanın başı içinde kemikler kaslar sinüsler beyin ve çeşitli salgılar vardır. Bunların kimi sert kimi yumuşak kimi de sıvıdır. Bunların her birinin sesi geçiriş özelliği farklıdır. Kafa içindeki iletişimde genel olarak sesin düşük frekanslı kısımları kuvvetlenir. Bu nedenle sesiniz kendinize baskasının duyduğundan daha farklı tonda gelir.

    Teypteki sesiniz ise kulaklarınıza diğer insanlara ulaştığı gibi havadan ulaşır. Aslında o sizin herkesin tanıdığı hakiki sesinizdir ama size yabancı gelir. Kafanızın içinden gelen sesi daha iyi duyabilmek için iki kulağınızı sıkı sıkıya kapatın ve konuşun. Duyduğunuz ses aşina olduğunuz sesinizin kafanızın içinden geçip gelen kısmıdır..
     
    En son bir moderatör tarafından düzenlenmiş: 23 Aralık 2011
  8. BurakƷ5

    BurakƷ5 Moderator

    Katılım:
    22 Haziran 2008
    Mesaj:
    5,227
    Alınan Beğeniler:
    0
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    Dünyanın neresinde olursan ol, bulunduğun yerde de

    TC Kimlik Numarası'nın Sırrı
    [​IMG]

    TC Kimlik Numarasını, Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü tarafından Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına verilmiş 11 rakamdan oluşan kişiye özgü bir sayıdır. Üzerinde basit bir pariteyle hata bulma özelliği bulunmaktadır; ilk 10 rakamın toplamının birler basamağı, 11. rakamı vermekte.
    Ayrıca; 1, 3, 5, 7 ve 9. rakamın toplamının 7 katı ile 2, 4, 6 ve 8. rakamın toplamının 9 katının toplamının birler basamağı 10. rakamı; 1, 3, 5, 7 ve 9. rakamın toplamının 8 katının birler basamağı 11. rakamı vermektedir.
     
  9. BurakƷ5

    BurakƷ5 Moderator

    Katılım:
    22 Haziran 2008
    Mesaj:
    5,227
    Alınan Beğeniler:
    0
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    Dünyanın neresinde olursan ol, bulunduğun yerde de

    Affetmek sağlığa iyi geliyor

    Amerikalı bilim adamları, affetmesini bilen insanların hem ruhen hem de bedenen daha sağlıklı olduğunu belirttiler.

    Stanford Üniversitesi’nde görevli bilim adamı Frederic Luskin ve ekibi, San Francisco kentinde oturan 259 kişi üzerinde bir araştırma yaptı. Denekleri 6 kez 1,5 saatlik oturumlara çağıran bilim adamları, bu oturumlarda katılımcıların affetmeyi öğrenmesini sağladılar. Araştırma çerçevesinde kötü anılarını konuşarak paylaşan denekler, daha sonra kendilerine zarar veren kişileri canlandırarak içlerinden onlarla konuştular.

    Kendilerine zarar veren kişileri affeden katılımcıların çoğu, deney sonrasında daha az acı duyduğunu belirterek, stresten kaynaklanan sırt ağrısı, uykusuzluk ve mide ağrısı gibi ruhsal ve fiziksel belirtilerin de önemli ölçüde azaldığını kaydetti. Deneklerin çoğu, gelecekte meydana gelebilecek benzer olaylarda tekrar affetmeye hazır olduklarını da söyledi.
    Deney için, fiziksel ya da cinsel şiddete maruz kalanlar değil, hakarete uğrayan kişiler seçildi.
     
  10. BurakƷ5

    BurakƷ5 Moderator

    Katılım:
    22 Haziran 2008
    Mesaj:
    5,227
    Alınan Beğeniler:
    0
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    Dünyanın neresinde olursan ol, bulunduğun yerde de

    Öpüşmenin Faydaları

    [​IMG]


    STRESİ AZALTIYOR

    Öpüşmek stresi azaltıyor, depresif ruh haliyle, kızgınlıkla ve korkuyla mücadeleye yardımcı oluyor. Öpüşmek adrenalin salgılatıyor, vücudu olumlu şekilde uyarıyor.

    HIÇKIRIĞI KESİYOR

    Öpüşmek insanı rahatlatıyor. Bu yüzden öpüşerek örneğin rahatsız edici hıçkırıklardan kurtulabiliyorsunuz.

    CİĞERLERİ AÇIYOR

    Öpüşmek ciğerleri çalıştırıyor. Normalde dakikada 20 kere nefes alıyorsanız, öpüşürken bu sayı 60'a çıkıyor.

    KASLARI ÇALIŞTIRIYOR

    Öpüşmek kırışıklıkları önlüyor. Öpüşürken yüz, ağız ve çenedeki 39 kas çalışıyor.

    KALORİ YAKTIRIYOR

    Öpüşmek bir çeşit diyet. Öpücük başına en azından 12 kalori harcanıyor.​
     
  11. BurakƷ5

    BurakƷ5 Moderator

    Katılım:
    22 Haziran 2008
    Mesaj:
    5,227
    Alınan Beğeniler:
    0
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    Dünyanın neresinde olursan ol, bulunduğun yerde de

    Babalar Günü Nasıl Ortaya Çıktı ?

    [​IMG]

    Babalar günü kutlaması nasıl ortaya çıkmış? Babalar gününün kutlandığı, Haziran ay’ının 3’ncü Pazar gününün anlamı nedri babalar günü neden kutlanır;


    Amerika’nın Virginia eyaletinde yaşayan; Wılliam Smart; altıncı çocuğunu doğururken ölen eşi’nin ardından, tüm hayatını çocuklarına adar. Bunun üzerine; çocuklarından John, babasının doğum günü olan: 5 Haziran tarihinin, özel bir gün olarak kutlanması için, çeşitli yerlere müracaat eder ve bir kampanya başlatır. Bunun üzerine: ilk kez, resmen 19 Haziran 1910 tarihinde, Amerika-Washington-Spokane şehrinde “Babalar Günü” kutlaması yapılır.

    Takip eden tarihi süreçte: 1924 yılında, Babalar Günü, Amerika’da, bizzat Devlet Başkanı Calvin Coolidge tarafından kutlanır. 1966 yılında ise, yine Amerika Başkanı Lyndon Johson tarafından; her yılın, Haziran ayının, 3’ncü Pazar gününün “Babalar Günü” olarak kutlanması, resmen ilan edilir. Avrupa kıtasında “Babalar Günü” kutlamaları ise, 1954 yılında, İngiltere’de başlar ve buradan tüm kıt’aya yayılır.

    İşte “Babalar Günü” kutlamasının, ortaya çıkış hikayesi budur. Yani Amerikan kökenli bir uygulamadır.Fakat elbette kökeni önemli değil. Önemli olan yılda bir kez de olsa, babaların; bir anne, bir sevgili kadar önemli olduğunu hatırlamak ve kendisine hatırlatmak. ​
     
  12. BurakƷ5

    BurakƷ5 Moderator

    Katılım:
    22 Haziran 2008
    Mesaj:
    5,227
    Alınan Beğeniler:
    0
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    Dünyanın neresinde olursan ol, bulunduğun yerde de

    Japonlar Seni Seviyorum Diyemiyorlarmış

    [​IMG]

    Fasulye tanelerinin üzerine lazerle 'seni seviyorum' lafını kazıyorlarmış.
    Nemli toprağa gömülmüş fasulyeyi alıp uygun gördüğünüz kişiye hediye ediyormuşsunuz.
    Beş gün sonra fasulye filizlendiğinde de ortaya 'seni seviyorum' yazısı çıkıyormuş.
    Bu haliyle de elbette haber değeri var ama bir malumatı eklersem sanırım daha da ilginç hale gelecek.
    Böyle bir ürünü Fransız yahut Brezilyalı bir firma da üretebilirdi.
    Sonuçta aşk meşk filan evrensel meseleler.
    Fakat 'seni seviyorum' diyen fasulyelerin Japonya'da satışa çıkması gayet anlamlı.
    Çünkü orada çiftler birbirlerine asla 'seni seviyorum' demiyormuş!
    'Hiç öyle şey olur mu yahu?' tepkisi verdiyseniz yerden göğe haklısınız.
    İlk duyduğumda bana da inanılmaz gelmişti.
    Ama bizzat Japonlar'a doğrulattığım için 'vallahi de billahi de tillahi de demiyorlarmış' diye yemin
    bile edebilirim.
    Tabii ki de Japonya'da 'seni seviyorum' demeyi yasaklayan bir kanun yok.
    Hatta 'aşk'a karşılık gelen 'koi' diye bir sözcük de varmış.
    Ancak kimse bunu kullanmıyormuş!
    Bir Japon aşkından ölse dahi en fazla 'suki desu' diyormuş. Yani 'senden hoşlanıyorum'.
    Onlara göre bunun nedeni 'sevginin kelimelerle değildavranışlarla ifade edilmesi gerektiğine inanmaları' imiş.
    Hadi bunu çok güzel açıklamışlar. Kulağa bayağı hoşgeliyor.
    Peki Japonca'da 'canım cicim hayatımtatlım meleğim' gibisinden sevgi sözcüklerinin hiç
    olmamasına ne diyorsunuz?
    'Seni seviyorum'u geçtik kimse kimseye 'kınalı kuzum'da demiyormuş yani!
    Evli çiftler birbirlerine çocukları olana kadar ''ano ne!'' (hey!) çocuklardan sonra ''okaasan'' (anne) ve
    ''otoosan'' (baba) torun torba sahibi olduklarında ise 'oi!' (hey sen!) diye hitap ediyorlarmış.
    Bu konular için deniyor ki Japonlar ask ilişkilerinde çok kör topal ilerliyor.
    Yeni nesil aşmak istese de gelenekler önlerinde Beton Bayram olarak dikiliyor.
    Onlar da çaresiz boyun eğiyor. Böyle gelmişböyle gidiyor.
    Velhasılı kelam Japonlar'ın 'seni seviyorum' diyen fasulyeleri aslında toplumsal bir ihtiyacın
    itelemesinin sonucu.
    Çok isteseler bile alışkın olmadıkları için 'seni seviyorum' demeyi tuhaf buluyorlar.
    Kültürleri bu cümleyi hayatlarına almaya izin vermiyor.
    Onlar da problemi fasulye desteğiyle çözmeye çalışıyorlar işte.

     
  13. BurakƷ5

    BurakƷ5 Moderator

    Katılım:
    22 Haziran 2008
    Mesaj:
    5,227
    Alınan Beğeniler:
    0
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    Dünyanın neresinde olursan ol, bulunduğun yerde de

    1 bardak kola, 1 saatte neler yapıyor?

    [​IMG]

    1 bardak kola içtiğinizde kanınıza 10 çay kaşığı kadar şeker giriyor. Yani almanız gereken günlük şeker dozunun yaklaşık 100 katı.

    İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Canan Karatay, bir bardak kolanın 60 dakikada vücuda verdiği zararı sekiz başlık altında şöyle özetliyor:

    1. İlk 10 dakikada: Kanınıza hemen 10 çay kaşığı kadar şeker girer. Bu normal günlük dozun 100 katı kadardır. Bulantınızın olmamasının nedeni içinde bulunan 'fosforik asiddir'.

    2. İlk 20 dakikada: Kan şekeriniz aşırı şekilde yükselir. Bunun sonucu pankreasınızda aşırı derecede insülin salgılanır ve kan şekerinin fazlası karaciğerde yağ olarak depolanmaya başlar.

    3. 40 dakika içinde: Kafeinin tamamı dolaşıma girmiş olur. Kan basıncı yükselir, karaciğerden daha fazla şeker yapılarak kana geçer ve kan şekeri tekrar yükselir.

    4. 45 dakika içinde: Beyinde dopamin yapımı artar, mutluluk hissi başlar (eroinin etkisine benzer bir etki meydana gelir.)

    5. 60 dakika içinde: Ani açlık hissi oluşur.

    6. Tekrar kolaya ve tatlılara saldırırsınız.

    7. Bu kısır döngü devam ettiği süre karaciğer ve göbek yağlanması artar, vücudun tüm hücrelerinde leptin ve insülin direnci gelişir.

    8. Şişmanlık hastalığını başlatmıştır ve bütün dejeneratif hastalıkların nedenidir.
     
  14. BurakƷ5

    BurakƷ5 Moderator

    Katılım:
    22 Haziran 2008
    Mesaj:
    5,227
    Alınan Beğeniler:
    0
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    Dünyanın neresinde olursan ol, bulunduğun yerde de



    HER FOTOĞRAFA İNANMAYIN...

    İnternet üzerinde elden ele dolaşan bir çok fotoğrafın gerçekliği tartışma konusu oluyor. İşte kimi gerçek kimi sahte tartışmalı fotoğraflar...


    [​IMG]


    [​IMG]
    "Peri" mumyası: SAHTE.




    [​IMG]
    İneği sudan çıkaran yılan: GERÇEK



    [​IMG]


    [​IMG]
    Aslında bir maket olan bu balık daha sonra Ebay'de satıldı
    Canavar balık: SAHTE





    [​IMG]
    Ayakları olan balık: GERÇEK



    [​IMG]
    Devasa insan iskeleti: SAHTE



    .[​IMG]
    Dev örümcekler: GERÇEK


    [​IMG]
    Ormandaki hayalet: SAHTE


    [​IMG]
    Aynı hayaleti başka fotoğraflarda da görmek mümkün...


    [​IMG]
    Tam bir şehir efsanesi arabasıyla genç bir kıza çarpıp ölümüne neden olan adamın hastanede çekilen fotoğrafında yatağın altında kızın hayaleti görünmekte...
    SAHTE. Fotoğraf aslında bir filmin afişi...



    [​IMG]
    McDonald's'dan tavuk menu alan kadının menüsünden bu tavuk kafası çıkar: GERÇEK



    [​IMG]
    Helikopterden uzatılmış merdivendeki dalgıça köpekbalığı saldırdı: SAHTE


    [​IMG]
    Fotoğrafların orjinal halleri böyle...


    [​IMG]
    Kongo'da 5 metre boyunda dev bir timsah yakalandı: GERÇEK


    [​IMG]
    En komik iddialardan biri: Çinliler çocuk yiyor! Hatta iddianın arka planı da şu şekilde: Tayland'daki bakım evlerinden 70 dolara alınan çocuklar pahalı restoranlarda müşterilere servis ediliyor... SAHTE. Çinli sanatçı Zhu Yu oyuncak bebeklerle hazırladığı bu fotoğraf serisine "insanları yemek" adını verdi...



    [​IMG]
    "Bir sörfçünün son fotoğrafları": SAHTE. Fotoğraftaki köpekbalığı değil sadece bir yunus...


    [​IMG]
    Yavrular kadının dikkatini dağıtırken anneleri çantadan para çalıyor. SAHTE. Fotoğraflar bir reklam kampanyası sırasında çekildi ve hayvanlar oyuncaktı.


    [​IMG]
    Dünyanın en uzun köprüsü: GERÇEK. Köprü Fransa'da 2004 yılında açıldı.



    [​IMG]
    Bir "deniz kızı"nın cesedi sahile vurdu: SAHTE


    [​IMG]
    Bir sanatçının elinde çıkma bu "deniz kızı" 2006 yılında Ebay'de satıldı.


    [​IMG]
    32 yaşındaki Arizona'lı adam karısının cesedini evde saklıyor. SAHTE


    [​IMG]
    Katrina kasıragası sırasında bakımevindeki köpekler uçakla tahliye edildi: GERÇEK


    [​IMG]
    Tayland'a yaklaşmakta olan tsunami: SAHTE



    [​IMG]
    İran'da ekmek çalarken yakalanan 8 yaşındaki çocuğun kolu kırıldı: SAHTE



    [​IMG]
    İşin aslı baba ve oğul sokak göstericileri olan bu insanlar hayatlarını bu gösterilerle kazanıyorlar.
     
    En son bir moderatör tarafından düzenlenmiş: 23 Aralık 2011
  15. BurakƷ5

    BurakƷ5 Moderator

    Katılım:
    22 Haziran 2008
    Mesaj:
    5,227
    Alınan Beğeniler:
    0
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    Dünyanın neresinde olursan ol, bulunduğun yerde de

    Erkeklerin Düğmeleri Neden Sağdadır?

    [​IMG]


    Hakikaten, neden erkeklerin tüm giysilerinde düğmeler sağda, ilikler solda iken kadın giysilerinde tam tersidir?
    İşte, insanların daha çok sağ ellerini kullanmalarından dolayı yerleşen bir alışkanlık daha. Sağ elini kullanan bir insan için, sağdaki bir düğmeyi, soldaki bir iliğe geçirmek daha kolaydır. Bu nedenle de erkeklerin düğmeleri daima sağdadır.
    Peki kadınların düğmeleri niçin solda? Kadınların çoğunluğu da, daha çok sağ ellerini kullanmıyor mu?
    Giysilerde düğmelerin kullanılmaya başlanıldığı ilk zamanlarda, düğmeler hem çabuk kırılabiliyordu, hem de herkesin alamayacağı kadar pahalı idi. Düğme alabilecek zengin kadınlar da, uzun elbiselerini ancak hizmetçilerinin yardımı ile giyebiliyorlardı.
    Hizmetçiler ise hanımlarının karşısında, onların düğmelerini, sağ ellerini kullanarak daha rahat ve daha hızlı ilikleyebiliyorlardı (tabii erkeklerin de daha hızlı çözdüklerini söylemeye gerek yok). Bu neden(ler)le, terziler düğmeleri hizmetçinin sağına, hanımının ise soluna gelecek şekilde diker oldular. Günümüzde her kadın, kendi kendine giyinip soyunmasına rağmen nedendir bilinmez, bu adet değişmedi.​
     
  16. BurakƷ5

    BurakƷ5 Moderator

    Katılım:
    22 Haziran 2008
    Mesaj:
    5,227
    Alınan Beğeniler:
    0
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    Dünyanın neresinde olursan ol, bulunduğun yerde de

    Mürekkebin İcadı


    [​IMG]

    Milattan önce 2500′lü yıllarda Çin mürekkebi bulunmuştu, aynı zamanda Mısırlılarında mürekkep kullanması aynı zamanlarda bulduklarını göstermektedir. Asur, Mısır ve Yunan Medeniyetlerinden kalan taşlar üzerine yazılmış yazılar, toprak levhalar değişik kalıntılardır. Mısırlıların yeraltındaki mezarlarından çıkarılan mürekkeple yazılmış olan papirüsler de bulunan kanlıntılar arasındadır.
    Bulunan elyazmalarında Calamus ve tüy kalem kullandıkları sanılmaktadır. Romalılar ve Yunanlılar düşüncelerini aktarmak için sadece tabletleri ve kazı kalemlerini kullanmıyorlardı. Bunların yanı sıra mürekkep kullandılar. Zaten Plinius, Marcus Vitrunius Polio ve Dicskorides`in yazıtlarında mürekkebin formüllerine rastlanmaktadır.
    Eskiçağ’da sepi ali ve demir tannanlı mürekkepler biliniyordu. Bu mürekkeplerin, elyazmalarını kopya eden sanatçılar tarafından kullanıldığı sanılmaktadır. Bazı parşömenlerde, baş harflerin erguvan rengi (temel maddesi zencefre, cıva sülfür ve kantaşı) mürekkeple yazıldığı görülür.​
     
  17. BurakƷ5

    BurakƷ5 Moderator

    Katılım:
    22 Haziran 2008
    Mesaj:
    5,227
    Alınan Beğeniler:
    0
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    Dünyanın neresinde olursan ol, bulunduğun yerde de

    Poşet Çay Nasıl İcat Edildi?


    [​IMG]

    Çayın rengini, tadını bozan o poşet çayın tamamen bir tesadüf eseri icat edildiğini biliyor musunuz?

    İnsanlık, bir çok çay tiryakisinin, dünyanın en güzel içeceklerinden birini, boz renkli, tadı bozuk ve zevksiz bir sıvıya çevirdiği için nefret ettiği bu buluşu, tamamen bir yanlış anlamaya borçlu...

    Times gazetesinin haberine göre, bir çok icat gibi poşet çay da kazara ortaya çıkmış. Nasıl mı? İşte Times’ın satırlarından poşet çayın öyküsü...

    EŞANTİYONLARDAN KISAYIM DERKEN

    Bundan yüz yıl önce, New Yorklu kahve tüccarı Thomas Sullivan çay ticaretine girişmiş. Ama işler pek iyi olmadığından biraz tasarruf yapayım diye düşünmüş ve çayını tanıtmak için muhtemel alıcılara yolladığı eşantiyonlardan kısmaya karar vermiş.

    YANLIŞ ANLAŞILMIŞ
    Çayı, eski usul bol bulamaç, torbalara doldurup yollamak yerine küçük miktarlarda, minik ipek poşetlere koyarak yollamaya başlamış. Ama alıcılar Sullivan’ın eli sıkılığını yanlış anlamış. Poşetleri kesip içindeki çayı demliğe koymaları gerekirken, poşeti olduğu gibi demliğe atıvermişler.

    Sullivan’ın icadı ABD’de kısa zamanda tutulmuş. Çay tiryakileri kitleler halinde poşet çaya dönmüş. Ve ipek poşet de 1930’da yerini kağıda bırakmış.

    Fakat, poşet çayın, ABD’den İngiltere’ye gelişi tam 50 yıl gecikmeli. Çünkü İngiliz çay tiryakileri bu ABD icadına uzun süre kuşkuyla yaklaşmışlar. Yine de bugün İngiltere’de poşet çaysız bir yaşam düşünmek çok zor. Ülkede bir günde içilen 130 milyon fincan çayın yüzde 96’sı poşet cay.....​
     
  18. BurakƷ5

    BurakƷ5 Moderator

    Katılım:
    22 Haziran 2008
    Mesaj:
    5,227
    Alınan Beğeniler:
    0
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    Dünyanın neresinde olursan ol, bulunduğun yerde de

    SU ALTINDA NEFES ALMAK

    [​IMG]

    Nefes alıp vermemizin amacı vücudumuzun oksijen ihtiyacını karşılamaktır. Oksijen vücudumuzun yakıtının yani gıdaların ve yiyeceklerin yakılmasında kullanılır. Nefes alırken ciğerlere alınan havada oksijen miktarı yüzde 21, dışarı verilende ise yüzde 16′dır.
    Bilindiği gibi suyun formülü H2O’dur. Suda bulunan iki elementten biri hidrojen diğeri oksijendir. O halde havadaki oksijeni alabiliyoruz da sudakini niçin alamıyoruz? Balıklar bunu nasıl beceriyorlar?

    Elementlerin ilginç bir kimyasal özellikleri vardır. İki veya daha fazla element bir araya gelip kimyasal bir reaksiyona girdiklerinde, ortaya, onu meydana getiren elementlere benzemeyen yeni bileşimler çıkar. Aynı elementlerin değişik kombinasyonlarla meydana getirdikleri değişik bileşenlerin birbirleri ile alakaları yoktur, her yönden çok farklıdırlar.

    Örneğin, karbon, hidrojen ve oksijenin birleşmelerini ele alalım. 6 karbon, 12 hidrojen ve 6 oksijen birleşince ortaya çıkan glikozun, 2 karbon, 4 hidrojen ve 2 oksijenin birleşmesinden oluşan sirke ile yakından uzaktan bir benzerliği yoktur.

    Aynı şekilde hidrojen ve oksijenden oluşmuş su da farklı özellikler taşır ve içindeki oksijen artık bizim ciğerlerimizde kullanabileceğimiz şekilde değildir. Zaten balıklar da suyun yapısındaki oksijeni kullanmazlar. Onların suyun altında soludukları oksijen, suda çözülmüş, gaz halindeki oksijendir. Bu oksijenin sudaki çözülmüş şekli, bira, soda ve kola gibi içeceklerin içindeki, kapağı açınca kabarcıklar halinde dışarı çıkan karbondioksite benzer.

    Balıklar sudaki çözülmüş oksijeni solungaçları vasıtasıyla alırlar. Aslında bu iş balıklar için kolay değildir ama soğukkanlı hayvanlar olduklarından oksijen ihtiyaçları da pek fazla değildir. Balina gibi sıcakkanlı hayvanlar ise oksijeni insanlar gibi havadan alırlar çünkü onlar için solungaçlar yoluyla sudan oksijeni yeterli miktarda temin edebilmek imkansızdır.

    Suyun içindeki oksijen miktarı az olduğundan ciğerlerimizin yüzey alanları yeterli oksijeni alacak kadar geniş değillerdir. Yoksa ciğerler sıvıların içindeki oksijeni alabilecek özelliktedirler. Örneğin, içinde zengin miktarda çözülmüş oksijen bulunan flora karbon adlı sıvının içindeki oksijeni rahatlıkla alabilirler.

    Sonuç olarak su, oksijenden meydana gelmiş olsa bile 2 adet hidrojenle yaptığı bağlantıdan dolayı içinden oksijeni çıkartıp almak ve solumak mümkün değildir. Balıklar gibi yapıp içinde çözülmüş halde bulunan oksijeni almaya kalkınca da bunun miktarı vücudumuzun ihtiyacını karşılamıyor. Yani asıl sorun ciğerlerimizde değil suyun kendisinde​
    .​
     
  19. BurakƷ5

    BurakƷ5 Moderator

    Katılım:
    22 Haziran 2008
    Mesaj:
    5,227
    Alınan Beğeniler:
    0
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    Dünyanın neresinde olursan ol, bulunduğun yerde de

    TÜRK BAYRAĞI'NIN TARİHÇESİ
    [​IMG]




    Türk Bayrağı'nın 1. Kosova Savaşı (28.07.1389) sırasında savaşta ölen Türk askerlerin kanının bir çukurda toplanması sonucunda; ay ve yıldızın yan yana gelmesi ile oluştuğu söylenmektedir. Yapılan tüm varsayımlar arasında, 1. Kosova Savaşı'nın sebep olması en büyük ihtimallerden biridir çünkü 28.07.1389 akşamında gökyüzünde Jüpiter ve Ay yan yana gelmiştir..




    [​IMG]
    [FONT=Georgia, Arial, Helvetica, sans-serif]
    - 28 Temmuz 1389 Kosova'da gökyüzünün gece yarısı görünümü -

    [/FONT]
    Türklerin ilk kullandıkları bayrağın rengi ve şekli hakkında kesin bir malumat yoktur. Ancak Orta Asya tarihi hakkındaki bilgilere dayanarak İslamiyet’ten önceki Türklerde Tuğ adı verilen bayrak veya sembollerin kullanıldığı bir gerçektir. Siyahtan kırmızıya kadar; mavi, sarı, yeşil, beyaz gibi çeşitli renklerde semboller kullanmış olan eski Türkler, bir mızrağın ucuna bağladıkları, umumiyetle ipekten yapılmış bu alametlere batrak, badruk, bayrak gibi isimler verdiler. Dokuzuncu asırdan itibaren kitleler halinde Müslümanlığı kabul eden Türkler de çeşitli bayraklar kullandılar. Bu bayraktaki en büyük özellik, İslami motif ve unsurların ön plana geçmesiyle birlikte, milli motif ve sembollere de yer verilmesi idi. İlk Müslüman Türk devletlerinden olan Gazneliler’in bayraklarında, yeşil zemin üzerinde beyaz hilal ve kuş resimleri vardı. Karahanlılar’ın bayraklarında al renk üzerinde dokuz tuğ resmi bulunuyordu. Diğer Müslüman Türk devletleri de çeşitli renk ve şekilde bayraklar kullandılar. Büyük Selçuklu Devleti'nin ilk yıllarında mavi zemin üstüne beyaz çift kartal sembolü ve siyah çizgili gerilmiş yay ve ok resimleri varken, daha sonra siyah renkli bayrak kullandılar. Bu bayrak Anadolu Selçukluları tarafından da benimsenmişti. Selçuklularda hanedan rengi olarak kabul edilen al renkli bayraklar da vardı. Haçlı seferlerine göğüs geren Selahaddîn-I Eyyübi'nin bayrağı san renkli olup, üzerinde hilal bulunuyordu. Bu şekil hem bu devletin bayrağı, hem de Avrupalılar tarafından İslamiyet’in sembolü olarak kabul edilmiştir.[/FONT]




    Osmanlılar zamanında da çeşitli renk ve şekillerde bayraklar kullanıldı. Osmanlılarda bayrak; padişahı, dolayısıyla devleti temsil ederdi. Zira padişah, devleti temsil etmekteydi. Padişah bayrak ve sancaklarını, Emir-i Âlem denilen pasa ile bunun maiyetindeki saltanat sancaklarıyla mehterhane takımını ihtiva eden bölükler taşırdı. Ayrıca her ocağın, her birliğin hatta her ortanın (taburun) ayrı sancağı vardı. Sancaklar da çeşitli renklerde kullanılmıştır. Yeşil ve kırmızı renklerin hakim olduğu bayrak ve sancaklarda, Osmanoğullarını n hanedan rengi kırmızı daha doğrusu al idi. Al renk, doğrudan doğruya Osmanoğullarını işaret ederdi. Sultanlar yani padişah kızları bile beyaz renkte değil al renkte gelinlik giyerlerdi. Padişahın yorganı, çarşafı, yastığı al renkteydi. Al renk esasında Selçuklularda da hanedan rengi olarak kabul ediliyordu. Osmanoğulları, Selçukoğullarını n meşru varisleri olarak bu rengi devralmışlardır. Bu husus al renge tamamen bir milli karakter vermiştir ki, bugün de devam etmektedir. Selçuklularda bu rengi selefleri olan Karahanlılardan almışlardı. Kırmızıyı süsleyen ayin menşei ise destanlar dönemine kadar dayanır. Yıldız ise daha sonraki devirlerde konulmuştur.
    Osmanlıların ilk bayrağı, Anadolu Selçuklu hükümdarı Gıyaseddin Mes'üd tarafından Osman Bey'e gönderilen hediyeler arasındaki beyaz renkli bayrak idi. On dördüncü asırdan itibaren çeşitli renk ve şekilde bayraklar kullanıldı. Kamüs-ül-a'lam'da bildirildiğine göre, Osmanlı sancağının rengini ve (bugünkü ayyildızlı Türk bayrağının) seklini tayin eden, sultan birinci Murad ve Yıldırım Bayezîd devirlerinde yaşayan Tîmürtas Paşa’dır. Bu asırda Osmanlı donanmasında ve azap kıtalarında kırmızı; yeniçeri kıt'alarında beyaz bayraklar kullanıldığı, Fatih Sultan Mehmet'in muasırı olan tarihçi Türsün Bey'in ifadelerinden anlaşılmaktadır. On beşinci asırda Osmanlıların kırmızı bayraklar kullandıkları, Asıkpasazade'nin Alaşehir’de dokunan bir nevi al kumaştan bayrak ve hil'at yapıldığı hakkındaki kaydında yer almaktadır. Muhtelif kaynakların incelenmesinden anlaşıldığına göre, Osmanlılar kuruluştan İtibaren diğer İslam ve Türk devletlerinde olduğu gibi, çeşitli bayraklar kullandılar. On beşinci asırda padişaha ait sancaklardan başka çeşitli askeri birliklere ve büyük devlet adamlarına, beylerbeyi, sancakbeyi, donanma kumandanı ve reisleriyle azap ocaklarına ve ticaret gemilerine mahsus türlü renklerde bayrak ve sancaklar vardı. Bu bayrakların ve sancakların üzerinde muhtelif sekil ve yazılar bulunurdu. Yeniçeri ocağının muhtelif ortalarının (tabur) kendileri ne mahsus nişanları vardı. Kışlaların kapılarına asılan ortaların bayraklarına bu alametler nakşedilirdi. Bu asırda yeniçerilere ak, sipahilere kırmızı, silahdar bölüğüne san, orta ve aşağı bölüklere alaca renkli olarak verilen bayraklar bu birliklere verilen sancak mahiyetinde idi. Çünkü Osman Gazi'den İtibaren Kanuni Devri de dahil olmak üzere padişahlara mahsus olan bayrak beyaz renkli idi. Yavuz Sultan Selim’in Çaldıran ve Mısır seferlerinde, otağının önüne hakimiyet alameti olan beyaz ve kırmızı renkli bayraklar dikilmişti. Ayrıca Yavuz Sultan Selim zamanında, bugün Topkapı Sarayı mukaddes emanetler dairesinde bulunan, Peygamber Efendimize ait olan Sancak-ı Şerif Osmanlılara geçti. Asırlardır muhafaza edilen Sancak-i Şerif kılıf içinde bulundurulur, asla açılmazdı. Sefer-i hümayunlarda padişahlar beraberlerinde götürürlerdi. Halifelik alametlerinden biri olan Sancak-ı Şerif, devleti son derece tehdit eden hallerde ve isyanlarda padişahîn emriyle çıkarılır, millet, asilere karşı Sancak-ı Şerif’in altında toplanmaya çağrılırdı. Bu suretle millet birlik içinde hareket ederek isyanı bastırırdı.
    Yavuz Sultan Selim zamanında Çaldıran seferinde ilk defa olarak kullanılan yeşil renkli bayrak, bu devirden sonra da hemen her zaman sık sık kullanılmıştır. Osmanlılar; hilafete de sahip olduklarını göstermek için kullandıkları yeşil renkli sancak, Barbaros Hayreddîn Pasa ve Utul Ali Reis'in donanmalarında da kullanıldı Sultan I. Mahmut devrinde donanma bayrağı olarak kabul edildi.Kanuni Sultan Süleyman devrinde de beyaz, alaca, kırmızı ve san bayraklara siyah ve yeşil renkliler ilave edildi. Doğrudan doğruya padişahın hassa kuvvetini teşkil eden kapıkulu ocaklarının taşıdıkları bayraklar, umumiyetle saltanat sancakları sayılırdı. Macaristan seferine çıkan ve orduya kumandan tayin edilen Sadrazam İbrahim Paşa’ya; beyaz, yeşil ve sarı renkte üç sancakla iki kırmızı, iki de alaca bayrak verilmesi bu hususu ispat etmektedir. Topraklı süvarinin yukarısı yeşil, aşağısı kırmızı renkte olmak üzere iki renkli bayrağı vardı.
    Osmanlı ordusunda olduğu gibi, donanmasında da türlü renk ve şekillerde bayraklar kullanıldı. On besinci asırda genellikle kırmızı renkli bayraklar kullanıldığı halde on altıncı asırda kumandana mahsus bayrağın yeşil, derya beylerinin ise beyaz, kırmızı, sarı, sarı kırmızı, ufki çizgili alaca bayraklar kullandıkları görülmektedir. Bu asırda ticaret gemilerinin beyaz bayraklar taşıdıkları da bazı kaynaklardan anlaşılmaktadır. Daha sonraki asırlarda da kaptan paşalara mahsus olan bayrak yeşil idi. Gemi sancaklarında en ziyade kırmızı renk kullanılmakla beraber, yeşil bayraklar da kullanılmıştır. Bunların kimlere ait olduğu üzerlerindeki şekillerden anlaşılırdı. Sultan I. Mahmut devrinden sonra donanmada daha çok yeşil sancaklar kullanılmaya başlandı.Kalyonların kıç sancakları yeşil olduğu gibi, amirallere mahsus forslar da yeşil zemin üzerinde Zülfikar ve hilal şekillerini ihtiva ederdi. Sultan III. Selim zamanında ordu ve donanmada yapılan yeni düzenlemeler esnasında bayraklar üzerindeki hilal şekline, sekiz köseli yıldız ilave edildi. Bayrak meselesinin belirli esaslara bağlandığı bu devirde, büyük gemilerin muhtelif direklerine çekilecek bayraklar tespit edildi. Padişaha mahsus gemiye (taht gemisi) çekilecek kırmızı sancağın üstünde Sultan III. Selim’in tuğrası vardı. Ticaret gemilerinin taşıdığı bayrakların renk ve şekillerinin tespit edildiği bu dönemde, Cezayir Beylerbeyi’nin, üst köşesinde beyaz renkte sarıklı bir insan başı bulunan kırmızı bayrağı vardı. Bu dönemde kumandan forsları yeşil olup, beylerbeyliğe ait ticaret gemilerinin bayrağı; yeşil, beyaz, kırmızı üç ufki parçadan meydana gelmişti. Tunus ve Cezayir ticaret gemileri ortası yeşil olmak üzere iki mavi, iki kırmızı, beş ufki parçadan meydana gelen bayraklar taşıyordu, Trablus Beylerbeyi ile İstanbul limanına mahsus sancak, üç hilalli olup yeşildi. Sultan III. Selim devrinde kurulan Nizam-i Cedîd Ordusu kıta’ları için ortasına sarı sırma ile bir hilal yahut ortadaki hilalden başka dört kösesine de hilaller islenmiş kırmızı veya fes rengi bayraklar kullanıldı.Sultan II. Mahmut zamanında da bayrak şekilleri hemen hemen aynı devam etti. Ancak bu devirde kalelere ve hükümet binalarına ayyıldızlı al sancak çekildiği görülmektedir. Yeniçeri ocağının kaldırılması üzerine bunlara ait hususi bayrakların kullanılmasına son verildi. Yeniçeriler arasında çok yayılmış olan yeniçeriliği ve Bektaşiliği hatırlatan bir takım kelimelerle birlikte bayrak kelimesinin kullanılması da yasak edildi. Bunun yerine sancak kelimesinin kullanılması için her tarafa emirler verildi.Yeniçerilerin son zamanlarında genellikle kırmızı renkte, üzerinde beyaz bir pençe, bir Zülfikar ve bir daire sekli bulunan çatal uçlu bayraktar kullanıldıSultan II. Mahmut tarafından kurulan Asakır-i Mansüre-i Muhammediyye'ye mahsus olarak üzerinde kelime-i şahadet veya fetih ayetleri bulunan siyah bayraklar yapıldı. Siyah rengin tercihi Peygamber Efendimizin Ukab adli meşhur siyah sancağının rengini taklit etmek maksadıyladır.İkinci meşrutiyetin ilanına kadar orduda üzerinde ayetler yazılı ve hükümdarların ortası tuğralı armalarını taşıyan sırma saçaklı çeşitli alay sancaktan kullanıldı ve ondan sonra da bu adet devam etti. Bu sancakların rengi umumiyetle kırmızı idi.Kırmızı zemin üzerine hilal ve yıldız bulunan bayrak, Osmanlılarda İlk defa 1793'de devletin resmi bayrağı olarak kabul edildi. Ancak bu bayraktaki yıldız, sekiz köseli idi. Bu bayrak Osmanlı Devleti'nin resmi ve umumi sembolü olarak kullanıldı. Sultan I. Abdülmecit zamanında 1842'de yıldızın beş köseli olması kararlaştırıldı ve Osmanlı bayrağının şekli kesinleşti. Bu devirde padişaha ait tuğralı sancaktan başka hükümdarın gemileri ziyaretinde kullanılan, ortasında güneş ve dört kösesinde de şualar bulunan bir sancak daha vardı. Kaptan paşaya mahsus sancakta; bir hilal ile sekiz köseli yıldız mevcuttu. Osmanlı hâkimiyetinde bulunan, Tunus, Eflak, Boğdan beyleri ile Sırp prensliğinin özet bayraklarında; Osmanlı bayrağının kırmızı rengiyle birlikte mavi, beyaz, san gibi mahalli renkler de kullanılırdı. Tunus beyinin sancağının, ortasında kırmızı zemin üzerindeki bir beyaz daire içinde kırmızı hilal ve yıldız sekli mevcuttu. Sırp, Eflak ve Boğdan beylerbeyleriyle Sisam adasına ait hususi bayrakların üst köselerinde, Osmanlı hâkimiyetinin sembolü olmak üzere, kırmızı zemin üzerinde beyaz üç yıldız bulunan sarı, Eflak bayrağı İle mavi Boğdan bayrağında, birincisinde çifte kartal, ikincisinde de bir öküz başı mevcuttu.Sultan Abdülaziz zamanından başlayarak, padişahlara mahsus kırmızı renkli bayrakların ortasındaki tuğraların beyaz renkte sekiz suali bir güneş içinde alınması adet oldu. Sonradan bu bayrağın rengi vişneçürüğü olarak değiştirildi ve saltanat sancağı kabul edilen bu bayrak, saltanatın kaldırılmasına kadar devam etti.Sultan II. Abdülhamit zamanında Cuma namazı münasebetiyle yapılan selamlık resminde hilafete mahsus bir bayrak kullanılırdı. Bu, kırmızı atlas zemin üzerine etrafı beyaz ile işlenmiş dört köşe bir çerçeve içinde; bir tarafında Fetih süresi, diğer tarafta ise güneş resmi bulunan sırma saçaklı ve ucu hilalli bir sancaktı1922'de Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından saltanatın kaldırılması üzerine halifeye mahsus olarak, yeşil zemin ortasında sekiz suali beyaz bir güneş içindeki saltanata mahsus bayrak kaldırıldı ve
    kırmızı zeminde beyaz ay yıldızı ihtiva eden sancak kabul edildi..Cumhuriyet idaresinin kurulmasından ve halifeliğin kaldırılmasından sonra 25 Teşrin-i Evvel 1925'de bir sancak talimatnamesi çıkarılarak, harp ve ticaret gemileri hakkında muayyen esaslar kabul olundu. 29 Mayıs 1936 tarih ve 2994 sayılı Kanunla Türk Bayrağı’nın şekli ve ölçüleri kesin bir şekilde tespit edildi. 28 Temmuz 1937 tarih ve 2/7175 sayılı Kararnameye ilişik 45 maddelik bir tüzük ( Türk Bayrağı Nizamnamesi ) ile de Türk Bayrağı'nın kullanılışı kural altına alındı.
     
  20. BurakƷ5

    BurakƷ5 Moderator

    Katılım:
    22 Haziran 2008
    Mesaj:
    5,227
    Alınan Beğeniler:
    0
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    Dünyanın neresinde olursan ol, bulunduğun yerde de

    Kim Biliyordu? Bilmediğiniz 14 Şey


    1- 1 bardak taze şampanya’nın içine atılan kuru üzüm önce yukarı çıkacak sonra aşağı inecek ve tekrar yukarı çıkıp tekrar aşağı inerek sürekli olarak aşağı yukarı hareket etmeye devam edecektir.
    2- Soğan doğrarken sakız çinemek gözlerinizin sulanmasını engelleyecektir.
    3- Satrançta iki tarafında ilk 4 hamlesinin 318,979,564,000 farklı şekilde olmasının olasılığı vardır.

    4- İngilizce bir sözlükte orange,purple ve silver ile kafiyeli olabilecek hiç bir kelime yoktur.
    5- Eğer bir akrepin üzerine bir damla likör dökerseniz, akrep deliye döner ve iğnesini kendine saplar.
    6- Amerika’da basılan ilk CD, Bruse Springsteen’in Born in the USA isimli albümüydü.
    7- Eğer bir bataklığa batarsanız ayaklarınızı yavaşça yukarı kaldırıp sırt üstü yatarsanız batmazsınız.
    8- Yarasalar bi mağara içerisinde sürekli olarak sola doğru dönerler. Okyanuslara benzeyen bu davranışları yarasaların aydan etkilendiklerini kanıtlamıştır.Yarasalar baş aşağı durduklarında Ay’ı ayaklarının altındaymış gibi görürler.
    9- Pek çok trafik ve asansör lambasındaki düğme aslında işlevsizdir, çünkü insanlara kontrol’ün kendilerinde olduğu duygusunu vermek için tasarlanmışlardır.
    10- Televizyon izleme oranın en yüksek olduğu saatlerde yayınlanan ilk pornoda Fred ve Wilma Flinstone çifti vardı.
    11- Charlie Chaplin gibi görünme yarışmalarına yarışmacı olarak katılan Charlie Chaplin, 3. kez yapılan yarışmada 1. olmuştur.
    12- İlk daktilo ile yazılan roman Tom Sawyer’dır.
    13- İskambil kağıtlarındaki papazlar 4 büyük kralı temsil etmektedir;
    Maça Papazı - Kral David
    Kupa Papazı – Charlemagne
    Sinek Papazı – Büyük Alexander – Alexander, the Great
    Karo Papazı – Julius Caesar
    14- Yelekler, yangın çıkışları, silecekler ve lazer yazıcıların ortak yanı nedir?(Bu ürünlerin tamamı kadınlar tarafından icat edilmiştir.)
     
    En son bir moderatör tarafından düzenlenmiş: 23 Aralık 2011

Bu Sayfayı Paylaş